Edebiyat Öğretmeni

Mehmet Rauf (1875-1931)

Mehmet Rauf

Servetifünun romanının bir diğer önemli ismi olan Mehmet Rauf, 1875 yılında İstanbul’da doğar. Edebiyata ilgisi küçük yaşta başlayan sanatçı, 1896 yılından sonra Servetifünun Edebiyatına katılmış ve burada küçük hikâyeler, mensur şiirler ve makaleler yazarak yazı hayatına başlamıştır.

Edebi Kişiliği

Mehmet Rauf’un edebî kişiliği dönemin güçlü yazarı Halit Ziya’nın etkisi altında gelişir. Sanatçının üzerinde Halit Ziya dışında Fransa’da psikolojik roman alanında öncü olan Pal Bourget’in de etkisi vardır. Mehmet Rauf Eylül romanını yine bu etkiyle yazar.

Mehmet Rauf, ferdin iç dünyasını esas alan konuları ile Servetifünun hareketinin genel karakterine daha uygun romantik duyguları, hayalleri ve romantik aşkları işlerler. Bu psikolojik içeriğe sosyal hayattaki Batılılaşma hareketine ait bazı unsurlar karışmış olsa da onun eserlerinde sosyal unsurlar sadece basit çevre tasvirleri olarak kalmıştır.

Sanatçı, tüm gücüyle ele aldığı kahramanların iç dünyasına yönelir ve burada psikolojik tahlillerde bulunur. Bu çalışmaları ona edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman olan “Eylül”ü yazdırmıştır. Eserlerinde şahıs kadrosunu dar tutmuş ve olay örgüsünü ikinci plana atmıştır. Sanatçının bir diğer önemli eseri ise mensur şiirlerinin yer aldığı “Siyah İnciler”dir.

Kısaca özetleyecek olursak;

Eserleri

Eylül Romanı Özeti

Eserin konusu kısaca şöyledir: Suat ve Süreyya evliliklerinin üzerinden beş yıl geçmesine rağmen Süreyya’nın ailesiyle birlikte oturmaktadırlar. Fakat evin havası, artık Süreyya’ya da Suat’a da sıkıcı gelmektedir. Babasından da; ona böyle bir hayat sürdürdüğü için nefret etmektedir. Süreyya, bir an önce bu evden ayrılıp, denize bakan sakin bir evde yaşamanın, en azından yazı orada geçirmenin hayalini kurmaktadır. Suat da iyice sıradanlaşan evliliklerini tekrar canlandırmak için bir değişikliğe ihtiyaçları olduğuna inanmakla birlikte, yine de halinden pek yakınmaz. Fakat kısa bir süre sonra Süreyya’nın hayali gerçekleşir ve Suat’ın babasından aldığı para sayesinde Boğaziçi’nde bir yalı kiralarlar… Çok mutlu yaşamaya başlarlar. Bu arada onların dostu olan Necip, Süreyya’nın yeğenidir. Necip yalnız bir adamdır. Bir süre önce Süreyya’nın kız kardeşiyle aralarında bir aşk yaşanmıştır. Yalnızlığını paylaşacak bir eş aramaktadır. Bir gün sahilde Süreyya ile karşılaşır. Süreyya onu evine davet eder, Necip bu isteği geri çevirir. Ayrıldıklarında fikrini değiştirip ilk vapura atlayıp Süreyya’nın yanına gider. Suat ve Süreyya onu karşılarında görünce çok mutlu olur. Evlerini gösterirler, sohbet ederler. Daha sonra dışarı çıkarlar, gezerler, dolaşırlar. Daha sonra Necip, Suat ile yakınlaşır ve bu Süreyya’nın dikkatini çeker. Necip Suat’a âşık olmuştur. Bu durumdan rahatsız olan Necip, kendiyle iç hesaplaşmalar yaşar ve Suat’ın bir eldivenini hatıra olarak çalar ve onlardan uzaklaşır. Yazın sonunda Süreyya babasının yanına döner ve bu arada Necip hastalanır. Ziyarete gelen Suat ve Süreyya onun yatakta görünce üzülürler. Suat mutfaktan bir şeyler getirirken Necip’in yastığının altında eldiveninin tekini görür ve durumu anlar. Sonunda o da Necip’e âşık olur. Bir gün Süreyya’nın evi yanar ve Suat da içeridedir. Necip, Suat’ı kurtarmak isterken her ikisi de alevlerin içerisinde kaybolarak hayatlarını kaybeder.

Exit mobile version