YGS Türkçe Deneme Sınavı-25

1. Hangi türde yazarsam yazayım okur onu okuyup bitirdikten sonra da hatırlamalı, diye düşünürüm. Bugün okunan, ertesi gün unutulan bir yapıt için emek vermeye hiç gerek yok.
Bu parçada geçen "bugün okunan, ertesi gün unutulan" sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sanatçı, özgün yapıtlar için çaba harcamalı.
B) İyi bir roman, okurda merak uyandıran romandır.
C) Okurda hiçbir iz bırakmayan yazılardı bunlar.
D) Gerçekleri ressam bakışıyla anlatır sanatçı.
E) Anlatımındaki tutukluk yüzünden bitiremedi romanı.
 
2. Ona göre bu durumun sebebi bizdik. Bu nedenle hepimize verip veriştiriyor, bizi acımasızca eleştiriyordu. Kendisi sanki —-
Bu parçanın son cümlesi aşağıdakilerin hangisiyle tamamlanırsa "eleştirenin de eleştirilecek yanlarının olduğu" anlamı kazanır?
A) suya sabuna dokunmayan biri.
B) süt dökmüş kedi.
C) sözünün eri de!
D) söz sahibi ya!
E) sütten çıkmış ak kaşık.
 
3. Bir şairin şairliği nereden anlaşılır? Her gerçek şairin kendine özgü bir şiir dili vardır. Bir şiirde anlatım, teknik kusursuz olabilir ama o şair eğer bir şiir dili kurmamışsa eseri estetik bir değerden yoksun demektir. Gerçek şiirde sözcükler bir baş dönmesine tutulurlar, sözcüklerin şairin yaratıcı iradesiyle bir anafora kapılmış gibi yerli yerlerini almaları danstaki figürlerin bütünden kopmadan bir anlama bürünmeleri gibidir. Şiirde çağrışırdılar iç içe geçebilir ama onlarda dikkatli bir gözün görebileceği ustaca örülüş vardır. O. köyden kainata bir sesi haykırır.
Bu parçadaki altı çizili sözlerle anlatılmak istenenler arasında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
A) Özlü bir anlatımı hissettirme
B) Sanat derinliği bulunmama
C) Ulusaldan beslenip evrensele kavuşma
D) Sözdük ahengini iyi tutturma
E) Biçemi oluşturmadaki yetkinliğe ulaşma
 
4. Aşağıdaki cümlelerin hangisi üslupla ilgili bir yargıdır?
A) Eserlerinde başlıca tema Batılılaşmanın yanlış algılanmışıdır.
B) Tüm öykülerinde yalın bir dil, doğal bir anlatım benimsemiş.
C) Pek az sanatçı, bu yazarımız kadar ilginç karakterler yaratabilir.
D) Bir aydının çevresiyle hesaplaşmasının romanı olarak da okunabilir bu eser.
E) Bireyin iç dünyasını esas alan romanlar yazmıştı bu sanatçımız. 
 
5. Aşağıdaki cümlelerden hangisi parantez içindeki tanımla uyuşmamaktadır?
A) Bu kadarcık ekmekle kim doyacak, dedi. (Azımsama)
B) Bu toplantıda asıl sorunları konuşuruz sanmıştım. (Gerçekleşmemiş beklenti)
C) Ne yaparsan yap ona kendini beğendiremezsin. (Ön yargı)
D) Belki seni görmek için İstanbul'a gelirim. (Varsayım)
E) Keşke onunla daha fazla vakit geçirebilseydim. (Hayıflanma)
 
6. Attığınız tokada karşılık vermeyen kişiden sakının çünkü o hem sizi bağışlamaz hem de sizin kendinizi bağışlamanıza imkân vermez.
Aşağıdakilerden hangisi bu cümleye anlamca en yakındır?
A) Bir zarara uğradığında suskun kalan insan, içinde büyük bir öfke taşır ve bu öfke ona zarar veren insanı da rahat bırakmaz.
B) Bağışlanmak ve kendinizi bağışlamak zorunda kalmamak için kötülükten uzak durun.
C) Kimi insanlar attığınız tokada karşılık vermiyorsa onun bir nedeni vardır.
D) Siz birine zarar verdiğinizde size karşılık vermeyen kişi, korkak biridir.
E) Birine zarar verdiğinizde onun sizi affetmesi kadar sizin kendinizi affetmeniz de önemlidir.
 
7. (I) Günümüzde birçok şair ölçülü şiir yazmıyor. (II) Belki de şiirlerini yazarken daha özgür olmak istiyorlar. (III) Bu yüzden aruz ya da hece ölçülü şiirler yerine serbest şiirler kaleme alınıyor. (IV) Yazdıkları dizeler biraz ahenkli olsun da ölçüymüş, uyakmış kime ne? (V) Ne var ki bu şairler bu yaptıklarını gerçek şiir dostlarına açıklayamıyorlar ve böyle olunca da gerçek şiir okurlarını uzaklaştırıyorlar şiirden.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle ilgili verilen bilgilerin hangisinde yanlışlık yapılmıştır?
A) I. cümlede, bir saptama yapılmıştır.
B) II. cümlede,bir koşuldan söz edilmiştir.
C) III. cümlede, durumun sonucu açıklanmıştır:
D) IV. cümlede, bir tutuma eleştirel yaklaşılmıştır.
E) V. cümlede bir çıkarım yapılmıştır.
 
8. (I) Umutları başka bir bahara bırakmaktır aslında insanın güven duymaması. (II) İnsan devamlı başkasının çiçek açan bahçesine bakarsa kendi baharının da geldiğini düşünür. (III) Halbuki insan, kendi baharını yine kendi yapar. (IV) Onun için insan kendine güvenip kışın kalın kar örtüsünü sıyırıp atabilmelidir. (V) Kendine güvenen insan, umutlarını yaşayarak baharın tadını çıkarabilen insandır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle ilgili olarak aşağıda söylenenlerin hangisi yanlıştır?
A) I. cümlede, tanımlama yapılmıştır.
B) II. cümlede, koşul ilgisi vardır.
C) III. cümlede, öznel bir yargı yer almaktadır.
D) IV. cümlede, olasılık söz konusudur.
E) V. cümlede, bir sonuca ulaşabilmek için başka yargıların da yerine getirilmesi anlamı vardır.
 
9. (I) Minibüsle sabahleyin yola çıktık. (II) Yeşilin bin bir tonuyla bezenmiş ağaçların süslediği yamaçlardan geçtik. (III) Derecikleri aşa aşa sonunda yeryüzü cennetine vardık. (IV) Çevresini ağaçların kuşattığı göle bakan bir yamaçta oturduk. (V) Kameralarımızı çıkarıp bu manzarayı görüntüledik.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangilerinde yazarın beğenisine yer verilmiştir?
A) I. ve II.    B) I. ve V.    C) II. ve III.    D) II. ve IV.    E) III. ve IV.
 
10. (I) Bu roman, yazarın şairlikten vazgeçtikten sonra yazdığı ilk romanı. (II) Ne yazık ki romanda dört başı mamur bir uygunlukla karşılaşamıyoruz. (III) Öze en uygun, özü en iyi belirtecek olgun ve güzel bir biçim kuramıyor. (IV) Bazı parçaları ya yok yere uzatıyor ya da tersine çok kısa geçiyor. (V) Belli ki yazar neyin gerekli neyin gereksiz olduğunu enine boyuna düşünmemiş.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde "öznel bir değerlendirme" yoktur?
A) I.    B) II.    C) III.    D) IV.    E)V.
 
11. Dün gece parçaladı bir aslan kafesini
Bir gönül sonsuzlukla yol aldı kartal gibi
Fırtınam, baş ucunda duyunca nefesini
Otuz yıllık bir ağaç eğildi bir dal gibi
Bu dizelerde aşağıdaki ses olaylarından hangisi yoktur?
A) Ünsüz yumuşaması
B) Ünlü düşmesi
C) Ulama
D) Ünsüz benzeşmesi
E) Kaynaştırma
 
12. (I)Pejmürde bir halde içeri giren bu çocuğa çıkışmak geldi içimden, sonra (II)vaz geçtim hatta biraz da (III)mahçup oldum (IV)kendi kendime, böyle düşündüm diye. (V)Mahpushanedeyken sen daha beterdin, dedim kendime.
Bu parçadaki numaralanmış sözcüklerin hangilerinin yazımı yanlıştır?
A) I. ve II.    B) I. ve III.    C) II. ve III.    D) III. ve V.    E) IV. ve V.
 
13. Don Kişot ve Don Kişotluk üstüne şimdiye değin ciltler dolusu yazı yazıldı ve hâlâ yazılıyor (I). Ünlü bir filozof (II): "İnsan bu yapıtı hayatında üç kez okumalıdır (II): Duyguların hemen kolaylıkla harekete geçtiği gençlikte, mantığın egemen olmaya başladığı orta yaşta (IV), her şeye felsefe açısından bakıldığı yaşlılıkta (V)…" diyor.
Bu parçadaki numaralanmış noktalama işaretlerinden hangisi yanlış kullanılmıştır?
A) I.    B) II.    C) III.    D) IV.    E) V.
           
14. Ah (I)bu türküler (II)köy türküleri
(III)Olgun bir karpuz gibi varılır içim
Kan damlar ucundan mürekkep değil
İşte söz, işte ses, işte biçim
(IV)Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar
İliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz (V)kavak ağacı
Bu dizelerdeki altı çizili tamlamalardan hangi ikisi ad tamlamasıdır?
A) I. ve II.    B) II. ve V.    C) III. ve IV.    D) III. ve V.    E) IV. ve V.
           
15. Seversin dünyayı doludizgin
Ama o bunun farkında değildir
Ayrılmak istemezsin ondan
Ama o senden ayrılacak
Yani sen elmayı seviyorsun diye
Elmanın da seni sevmesi şart mı
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
Yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Bu dizelerde aşağıdakilerden hangisi yoktur?
A) Birleşik zamanlı eylem
B) Birden fazla çekimli eylem
C) Kesinlik zarfı
D) Soru zamiri
E) Sıfat-fiil
 
16. Televizyondaki mutsuzluk ve şiddet temalarının artışından daha kaygı verici olan bunların arkasındaki toplumsal ve ekonomik yaşantının sorgulanmamasıdır.
Bu cümle için aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Birleşik eylem cümlesidir.
B) İsim-fiil ve sıfat-fiil kullanılmıştır.
C) Üstünlük zarfına yer verilmiştir.
D) Bağlaç, tamlayanları bağlamıştır.
E) İşaret zamirine yer verilmiştir.
 
17. (I) Bazen çocukluk hayallerine daldığımızda en renkli anılarımız legolarla canlanıverir. (II) Legonun bizim kuşağa özgü bir oyuncak olduğunu zannediyordum. (III) Meğer elli yıllık bir geçmişi varmış. (IV) Bizden önce üç kuşak daha büyütmüş mimar, mühendis hatta inşaat ustası olma hayalleriyle. (V) Legoyu icat eden kişi de Ole Kirk Cristansen imiş.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerde yer alan sözcüklerle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) I. de yüklem tezlik birleşik fiilidir.
B) II. de yüklem geçişli bir eylemdir.
C) III. de cümle başındaki sözcük bağlaçtır.
D) IV. de ekleşerek kullanılan "ile" sözcüğü bağlaç görevindedir.
E) V. de yüklem, ek eylemin öğrenilen geçmiş zamanıyla çekimlenmiştir.
 
18. (I) Eski evler arasında dolaşırken çocukluğum çıkıverdi karşıma. (II) Meyve ağaçlarıyla dolu büyük bahçemizi hatırlayınca yine hüzünlendim. (III) Hele bahçemizin ortasındaki taş örülü kuyuyu unutmak mümkün değildi. (IV) Kuyunun etrafında kedi, köpek ve tavşanlar için yapılmış basit yuvalar vardı. (V) Şimdilerde görmediğimiz leylekler bir zamanlar evlerimizin bacalarına misafir olurdu.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde öğelerin sıralanışı "Uzaklardan gelen yabani kuş sesleri ve çiçek kokuları, baharda rüzgârın serin nefesine karışıyor." cümlesiyle aynıdır?
A) I.    B) II.    C) III.    D) IV.    E) V.
 
19. Doğa nedir? Dar anlamıyla sudur, havadır, topraktır, ağaçtır, denizdir. Ya endüstri? Diyelim fabrikadır, motordur, makinedir. İnsan zekâsının ürünleridir. Tekniğin ve endüstrinin insan yaşamıyla iç içeliğini tartışmak bile yersiz. Ne var ki doğa da gereklidir. Endüstri doğayı- ki sonunda insanı- yok edecekse varsın olmayıversin öyle endüstri! Makinesiz, fabrikasız da yaşayabiliriz; peki ya ekmeksiz, havasız, susuz…? Mavi öldü, maviyle birlikte yeşil de. Davacıyım sayın yargıç! Bulutlar, yıldızlar, güneş ve çocukluğum tanıktır. Öteki renkleri kurtarırız belki hiç değilse.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdaki yargıların hangisi yanlıştır?
A) Kanıları değiştirme amacı vardır.
B) Tanımlamalara yer verilmiştir.
C) Anlatım devrik cümlelerle canlandırmıştır.
D) Sorulardan yararlanılmıştır.
E) Düşünce, örneklerle somutlaştırılmıştır.
 
20. Balıkesir'den çıkıp Edremit'e yöneldiniz mi sizinle kaynaşır, bütünleşir doğa. Yamaçlarda, koyu yeşil çamlar, aşağılarda açık yeşil çınarlar, kavaklar… Kekik kokulu, çam kokulu bir esinti yalar geçer bedeninizi. Bir hışırtı Madra Dağı'nın derinliklerine çeker sizi. Bir arınmıştık duygusu uyanır içinizde.
Bu parçada aşağıdaki duyulardan hangisine hitap eden bir ayrıntıya yer verilmemiştir?
A) Görme      
B) Dokunma
C) Tatma
D) İşitme       
E) Koklama
 
21. İnsanlar mektubu eski tarihlerde haberleşme amacıyla daha sonra ise duygu ve düşüncelerini sevdikleriyle paylaşmak amacıyla yazmışlardır. O halde mektup, insanların birbirleriyle haberleşmek, duygu ve düşüncelerini sevdikleriyle paylaşmak amacıyla kullandığı bir haberleşme aracıdır. Mektup, diğer yazı türlerinden farklıdır. Dar kalıplar içinde değildir ve sınırsız konuya sahiptir. Güzel bir tablo, gezilip görülen yerler, dinlenen bir konferans, yurtta yaşanan bazı olaylar mektubun konusu olabilir.
Bu paragrafta başvurulan düşünceyi geliştirme yolları aşağıdakilerden hangisinde bir arada verilmiştir?
A) Tanımlama – tanık gösterme – örnekleme
B) Benzetme – örnekleme – karşılaştırma
C) Karşılaştırma – tanımlama – benzetme
D) Örnekleme – tanımlama – karşılaştırma
E) Benzetme – örnekleme – tanımlama
 
22. (I) Türk toplumunda doktorların özel bir yeri vardır. (II) Reşat Nuri'nin romanlarında doktorlar önemli kişiler arasında yer alır. (III) Bu eserlerde doktorlar genellikle olayların düğüm ve çözüm noktalarında belirleyicidir. (IV) Doktorlar mesleklerinin yanı sıra romanların aşıl kişilerine yaptıkları yardımlarla da dikkat çeker. (V) Genellikle Anadolu'da görev yapan doktorlar arasından seçilen bu kişiler, hastalarıyla yakından ilgilenir, yerli halka çeşitli yardımlar yapar ve onlar tarafından çok sevilir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) I.    B) II.    C) III.    D) IV.    E) V.
 
23. Şair, çoğu zaman toplumun içindeymiş gibi gözükse de aslında yalnızdır. Ondan hiçbir şey kaçmaz ve ona her şey dokunur. Hiç tanımadığı insanların acıları, sıkıntıları, heyecanları, mutlulukları onun hissiyatını canlandırır. Toplumdan gelen izlenimler, kendi düş gücüyle birleşince şiirler dökülüverir dudaklardan. Böylece kendi kendine içini döker. Böyle olunca başka hayatlarda kendini de bulur. Yani toplumdan aldığını topluma verirken kendi de o hayatın içinde olur. Kimsenin kolay kolay duymadığını, sezmediğini kendisi fark eder. Zaten şair demek de bu değil midir?
Bu parçada şairle ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Sezgisinin çok güçlü olduğuna
B) Yalnız ve duygusal bir insan olduğuna
C) Toplumdan aldığını tekrar topluma sunduğuna
D) Başkalarının fark edemediğini fark edebildiğine
E) Toplumdan farklı olmaya çalıştığına
 
24. Yazma da konuşma gibi iletişimsel bir etkinliktir. Yazmanın düşünme ve konuşma ile sıkı bir ilişkisi yardır. Öğrencilere duyduklarını, düşündüklerini tam olarak anlattırabilme, onların düşünce gücünü geliştirmekle olur. Düşünme gücünü geliştirme de onların kendi içlerine bakmasını gerektirir. Bunun için —-
Bu parça dil ve düşünce açısından aşağıdaki ifadelerden hangisiyle tamamlanabilir?
A) yazmanın kural bellemekle değil, kuralları uygulayarak sağlanacağı gösterilmelidir.
B) yazmanın birbirine bağlı, birbirini bütünleyen bir etkinlikler dizisi olduğu düşüncesi öğrenciye verilmelidir
C) yazma çalışmaları öteki dilsel etkinliklerle -okuma, dinleme, konuşma vb.- birlikte yürütülmemelidir.
D) özellikle okuma çalışmalarında her metnin bir kompozisyon olduğu düşüncesi vurgulanmalıdır.
E) cümleler arasındaki dilsel ve düşünsel bağlantıyı kuran bağlayıcı öğeleri inceletir.
 
25. Yazınsal yapıtlarda öyle karakterler vardır ki bir fotoğraf, bir resim olarak belleklere kazınmıştır. —- Olsa da ciddiye alınmayacak kadar siliktir. Sizin de bildiğiniz gibi benim karakterlerim sözcüklere bürünür. Düşünceleriyle tanınıp anımsanmak ve belki de benimsenmek ister.
Bu parçada düşüncenin akışına göre boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Oysa benim romanlarımda karakterlerin fiziksel görünümleri yoktur.
B) Fakat benim roman karakterlerimin yakın çevremle ilgisi yoktur.
C) Ne var ki benim karakterlerim hayatın içinden seçilmemiştir.
D) Ama benim romanlarımda karakterler, geçmişle gelecek arasındaki köprülerdir.
E) Ancak benim karakterlerim konuşmayı pek sevmez.
 
26. (I) Genç Türk romancı Serdar Özkan'ın ilk romanı olan Kayıp Gül, bu güne kadar 29 dile çevrildi, 40'tan fazla ülkede basıldı. (II) Kanada'dan Japonya'ya, Brezilya'dan Endonezya'ya, dünyanın dört bir yanında okurların büyük ilgi ve beğenisini kazanan kitap, birçok ülkede haftalarca en çok satanlar listesinde yer aldı. (III) St. Exupery'nin Küçük Prens'i, Richard Bach'ın Martı'sı, Hesse'nin Sidharta'sı ve Paulo Coelho'nun Simyacı'sına denk tutulan Kayıp Gül, özgün bir kendini keşfetme romanı. (IV) Değişik kültür ve felsefecileri günümüz modern yaşantısıyla iç içe sunan kitap, Doğu ile Batı arasında köprü niteliğinde. (V) Bu yönüyle adeta Doğu ile Batı arasındaki tarihsel ve coğrafi bir köprü olan kültürümüzün çağdaş edebiyata akseden bir yansımasıdır. (VI) Bu aksediş yazarın çağdaş kültürü edebiyatla bütünleştirmesidir.
Yukarıdaki parça iki paragrafa ayrılmak istenirse ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
A) II.    B) III.    C) IV.    D) V.    E) VI.
 
27. Ahmet Mithat'ın öykü kişileri ile Tanpınar'ın öykü kişileri arasındaki en temel farklardan biri, yazarların arka planını oluşturan bilgi kuramına ve anlatıcıların öyküdeki tutumuna bağlıdır. Ahmet Mithat'ın öykülerindeki kişiler, iletilmek istenen değerler için örneklenen, Tanpınar'ın öykü kişileri ise hayatın derinliği içinde kendi varlıklarını tartışmaya açan kişiler olarak var olurlar. Hedef değer için kurgulanan kişilerin var olduğu bir öyküde anlatıcının konuşacağı açıktır. Kendi varlığını anlamlandırmaya çalışan kişilerin olduğu bir öyküde ise sessizlik ve içe kapanma belirgin olacaktır.
Bu parçadan, Tanpınar'ın ve Ahmet Mithat'ın öykü kişileriyle ilgili aşağıdakilerin hangisine varılamaz?
A) İkisi arasındaki farkın anlatıcıların öyküdeki tutumuyla ilişkili olduğuna
B) Ahmet Mithat'ın öykülerindeki kişilerin okura verilmek istenen değerleri somutlamak için seçildiğine
C) Tanpınar'ın öykü kişilerinin kendi varlıklarını tartışmaya açan kişiler olduğuna
D) Belli değerleri örneklemek için seçilen öykü kişilerinin aslında yazarın düşüncelerini dile getirmek için konuştuğuna
E) Yazarın arka planını oluşturan bilgi kuramına bağlı olarak seçilen öykü kişilerinin her zaman sessiz ve içine kapanık kişiler olduğuna
 
28. Reşat Nuri, edebiyatın bir dil sanatı olduğunu kavramıştır. Kullandığı yalın konuşma dili, herkes tarafından okunmasını sağlamıştır. Başka yazarların ne dediğini anlamayanlar, onda kendi dillerini bulmuşlardır. Günlük konuşmaya yatkın dili, deyişlerindeki rahatlık ve içtenlik, kitaplarının çok okunmasında önemli bir etkendir.
Bu parçadan Reşat Nuri ile ilgili aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
A) Dilin edebiyatta çok önemli olduğunu bilmektedir.
B) Genellikle toplumsal içerikli romanlar da yazmıştır.
C) Anlatımıyla geniş bir okur kitlesinin beğenisini kazanmıştır.
D) Halkın konuştuğu dile yakın, yalın bir anlatımı vardır.
E) Kimi yazarlara göre daha anlaşılır bir dile ulaşmayı bilmiştir.
 
29. Öykü, bir büyük uğultunun içinden sıyrılarak akıp giden zamanın hikâyelerinden kalandır bize; yazılınca hayat bulan, hayata katılan. Çoğu kez anlatmak istediklerimizin ama iki kelimeyi bir araya getirip de anlatamadıklarımızın yazılı halidir. Her yazılışında yeni bir tanım kazanır, farklı bir özelliği ya da niteliğiyle belirir. Her yazarın elinde bir yanı aydınlanır öykünün, bir yanı daha öne çıkar. Öykü yazarı soluk alıp verdiği dilin içinde, yakasına yapışan o hikâyeden bu hikâyeye yol süren bir gezgindir. İnsan ve dünya karşımıza her yazarda başka başka çıkar, her dilde başka, her okuyanla da yeni bir biçim ve içerik kazanır. Ve farklı dillerde de olsa yazılan her öyküyle dünyanın uğultusu, okuruna bir şey söyleyen ses olur.
Bu parçaya göre "öykü" ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Öykü, hem yazarına hem de okuruna göre değişkenlik gösterir.
B) Öykü, insanın iç dünyasının kâğıda dökülmüş halidir.
C) Öykü, yazıldığı her dilde farklı nitelikler kazanır.
D) Her okur, okuduğu öyküyü farklı yorumlayabilir.
E) Öykü yazarının amacı, toplum sorunlarına farklı çözümler üretmektir.
 
30. Öykülerimin şiirsel bir dili olduğu söylenebilir. Öykülerimde Anadolu'nun İlgisizliğe isyanını dile getirdim. Yoğun bir anlatım, dilin sanatlı kullanımı şiirsel bir atmosferin oluşturulabilmesi için imkân sağlıyor şüphesiz. Öte yandan, öykünün bir yazınsal tür olarak şiire yakın bir tür olduğunu düşünüyorum. Farklı anlatım teknikleriyle, biçim denemeleriyle okurun kolay tüketemeyeceği, metni yeniden üretebileceği bir öykü yazmaya çalışıyorum.
Aşağıdakilerden hangisi bu parçanın yazarının yazdığı ve yazmak istediği öykülerde olmasını istediği özelliklerden biri değildir?
A) Özlülük
B) Ulusallık
C) Yalınlık
D) Özgünlük
E) Çok anlamlılık
 
31. Kültürel alanda kesin doğrular yoktur. Bir zamanlar ödüllendirilmiş, klasikler katına çıkarılmış ürünlerin büyük bir kısmının adları, şimdilerde unutulanlar listesinde dolaşıyor. Bugün bizim değerli bulduklarımız da gün gelecek tahtlarından inecek.
Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine verilmiş bir yanıttır?
A) Bugünlerde okuyacak iyi bir şeyler var mı?
B) Okuma listelerindeki kitaplar ne derece önem taşır?
C) Klasikleşmiş bir eserin de unutulabileceğine inanıyor musunuz?
D) Okuma listesi hazırlamanın edebiyat okuruna bir faydası var mıdır?
E) Bir eseri değerli yapan, okuyucusunun yönlendirmesi midir?
 
32. (I) Çocuk tarafından öğrenilecek ye kullanılacak ilk dilin, mensup olduğu ırkla veya milletle kesin bir bağıntısı yoktur. (II) Çünkü çocuk içinde doğduğu toplumun dilini öğrenecek ve onu kullanacaktır. (III) Eğer çocuk kendi millet dilinin kullanıldığı bir toplum içerisinde doğmuşsa kendi milli dilini kullanacaktır. (IV) Türk bir anne babadan doğmasına karşın bir çocuk eğer Türkçenin kullanılmadığı bir yerde, örneğin Almanya'da doğmuş ise, anne baba da Almanca konuşuyorlarsa çocuklarının da öğreneceği ve kullanacağı dil elbette ki Almanca olacaktır. (V) Bu da bize gösteriyor ki çocuğun ilk kullanacağı dili belirleyen, içinde bulunduğu -iletişim kurduğu- toplumdur, tâbi olduğu millet değildir.
Bu parçada anlatılmak isteneni içeren en genel yargı numaralanmış cümlelerden hangisidir?
A) I.    B) II.    C) III.    D) IV.    E) V. 
 
33. —- Başarılı şairlerin hepsi, kendilerinden önceki şairlerin şiirlerini okuyarak öğrenmişlerdir şiir yazmayı. Kendi başınıza da olsa, yaratıcı yazarlık derslerinde bir öğretmenin denetiminde de olsa şiir yazmayı öğrenmek için ne yapmanız gerektiği bellidir: Beğenilen şiirleri tekrar tekrar okuyacak, inceleyecek, değerlendirecek, işin gizine varmaya çalışacaksınız. Bu arada şairlerin açıklamalarından, eleştirmenlerin incelemelerinden, değerlendirmelerinden de yararlanılabilir. Ama hepsinin kaynağı, daha önce yazılmış şiirlerdir. Şairliğe özenen bir insanın şiir okumaması düşünülemez.
Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Şiirde kelimeler ses, çağrışım ve söyleyişle kendi anlamları dışında yeni anlamlar kazanır.
B) Şiir yazmakla şiir okumak arasında sıkı bir ilişki vardır.
C) Şiirin anlamı, okuyucuya göre farklılık göstermez.
D) Şairlerin dizeleri nasıl kurduğu, sözcükleri birbirine nasıl bağladığı önemlidir.
E) Şiir yazarken ne gibi teknikler kullanılacağını en iyi bilen kişiler, eleştirmenlerdir.
 
34. Geçmişi hiçe sayalım, bizden önce yaşamış olanların bulduklarına, söylediklerine aldırmayalım mı demek istiyoruz? Olur mu hiç böyle bir şey? Geçmişi hiçe sayan, tarihin kendilerine öğrettiğini dinlemeyen bir çağ, yabanileşir ve giderek ilkelleşir. Bütün yaşananları tekrar denemek, onlardan ders almamak aynı yanlışlara tekrar tekrar düşmemize neden olur. Ancak            —-
Bu parçanın sonuna dil ve düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) tarihteki birçok olayı, bugün bile ilgiyle okunuyor ve konuşuluyor.
B) ne olursa olsun biz atalarımızın yaptıklarına her zaman sahip çıkmalıyız.
C) buna rağmen geçmişe takılıp kalmak geleceğimize gölge düşürür.
D) tarihe saplanıp kalmak da tarihin tecrübelerinden yararlanmak kadar tehlikelidir.
E) geçmişte yaşamış insanlara her şeyi biliyor gözüyle bakmak da tehlikelidir.
 
35. (I) Okul yöneticilerimizle yaptığımız sohbetlerimiz, okulumuzun başarısı, vatandaşlarımızın çocuklarının bilgilenmeleri ile iyi insan, başarılı insan yetiştirme konularında odaklanırdı. (II) Okul müdürüne şanslı olduğunu söylemiştim. (III) Müdür, kurduğu cümlelerle maharetin kendisinden kaynaklandığını ima etmişti. (IV) Daha sonraları zamanı gelen arkadaşlarımız emekli olmaya başlamıştı, aksayan bir şeyler vardı, hiçbir şey eskisi gibi değildi. (V) Mükemmel bir manzara vardı. (VI) Herkes, uyarılmadan görevini yapıyordu, derslere geç kalınmıyordu, nöbetler aksamıyordu çünkü herkesin birbirine saygısı vardı, herkes birbirinin öğretmeniydi. (VII) Müdür, bir gün bana: "Okulla ilgili şanslısınız demiştin, galiba haklıymışsın." dedi.
Bu parçanın anlam akışındaki bozukluğu gidermek için numaralanmış cümlelerden hangileri yer değiştirmelidir?
A) I. ve III.    B) II. ve III.    C) IV. ve V.    D) IV. ve VI.    E) VI. ve VII.
 
36. Anadolu'yu ve Anadolu insanını anlatmaya çalışan anlayışın temelleri Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul gibi sanatçılar tarafından atılmıştır. Şiirlerinde hece ölçüsünü ve halk şiiri nazım biçimlerini kullanan sanatçılar yalın bir dille eserler vermişler, mahalli söyleyişleri edebiyata sokmuşlardır. Memleket edebiyatı yapan Faruk Nafiz, Halit Fahri, Necmettin Halil, Halide Nusret, Ömer Bedrettin Uşaklı, Ahmet Kutsi Tecer, Kemalettin Kamu gibi şairler iyimser bir psikoloji ile şiirler yazmışlar; Anadolu'nun sorunlarını köklü bir biçimde dile getirememişlerdir. Memleket edebiyatına hizmet eden Yakup Kadri, Halide Edip, Reşat Nuri gibi yazarların eserlerinde ise Anadolu'ya bakışı daha tutarlı, daha ciddidir.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Memleket edebiyatının oluşmasında Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp gibi sanatçılar etkili olmuştur.
B) Yöresel söyleyişler edebiyata yansıtılarak Anadolu ve Anadolu insanı anlatılmaya çalışılmıştır.
C) Halide Nusret, Faruk Nafiz, Ahmet Kutsi Tecer gibi sanatçılar Anadolu'ya ayna tutarak eser vermişlerdir.
D) Bazı sanatçılar Anadolu'yu tutarlı bir şekilde anlatırken bazıları da görmek istedikleri gibi yansıtmıştır.
E) Memleket edebiyatını benimseyen şairler hece ölçüsünü ve halk şiiri nazım biçimlerini kullanmışlardır.
 
37. Yıllardır Mimar Sinan'ın devşirmeliğinden hareketle Hıristiyan mı, Rum mu, Arnavut mu olduğu hakkında çeşitli iddialar ileri sürülür. Asıl mesele Sinan'ın milliyeti değil, bugünkü "olmayan" Türk mimarisinin Sinan'a nasıl devşirileceğidir. Şahsiyet bunalımındaki günümüz insanının, içinde boğulduğumuz kültürsüzlük ablukasından nasıl kurtulacağının çarelerini ararken Sinan gibi âbide sanatkârlar, Süleymaniye, Selimiye gibi şaheserler bu hamlemizin şevk ve güç kaynağı olacaktır.
Bu parçada aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?
A) Mimar Sinan'ın etnik kökeninin ne olduğunun bilinmediğine
B) Günümüzde Türk mimarisini şekillendirecek önemli mimarların yetişmediğine
C) Günümüz insanının kişilik bunalımı ve kültür karmaşası yaşadığına
D) Türk mimarlarının Mimar Sinan'ı taklit ederek başarıya ulaşabileceğine
E) Mimarimizin birikiminden yararlanılarak günümüzü şekillendirmek gerektiğine
 
38. Sorumlu insan, olup biten-bitmeyen her davaya hizmet ederek öğrenir sevmeyi. Belki hayata atıldığı ilk yıllarda değil ama "hayatın anlamını" sorguladığı kırklı yaşlarında. O çağında anladıkça bağışlar, bağışlayıp hayata bir şeyler kattıkça sevgiyi yaratır ve özendirir. Aradığı sevgiyi -mutluluk gibi- uzaklarda değil yarattığı kendi kişiliğinde bulur. Refah toplumunun sürekli artan tüketim eğilimlerinde değil, semavi, kitabi ve dünyevi bütün peygamberlerin ortak öğretisinde görüldüğü gibi almaktan çok vererek, sevmeyi öğrenerek.
Bu parçada anlatılanlara bakılarak aşağıdaki yargılardan hangisine varılamaz?
A) Sevmek, sonradan çaba harcayarak öngörülen bir davranıştır.
B) Yaşamın anlamı kırklı yıllarda sorgulanmaya başlan
C) Kendini tanıyan ve seven kişi başkalarını sevmekte zorlanır.
D) Sürekli bir tüketim arzusu içinde olan insan sevmeyi bilemez.
E) İnsan, almaktan çok vermeyi öğrendiği zaman sevgiyi de öğrenir.
 
39. İyi bir yazar bazen kurallı, bazen devrik; bazen uzun, bazen kısa cümlelerle, gerçek veya sözde soru cümleleriyle, eksiltili cümlelerle yazısına güzellikler katmalıdır. Kısaca Türkçe cümle yapısının tüm imkânlarını bilmeli ve yazılarında bildiklerini uygulayabilmelidir. Bu yeteneğe sahip bir yazarın üslûbunu ovalardan, vadilerden, köylerden, kentlerden geçen bir trenle seyahat yapmaya benzetebiliriz. Böyle bir yolculukta dışarıdaki manzara sürekli değişir ve yolcunun dikkati hep canlı kalır.
Bu parçaya göre iyi bir yazarın yazılarındaki özellik aşağıdakilerden hangisidir?
A) Canlı ve akıcı bir anlatım
B) Özgün bir anlatım
C) Duru bir anlatım
D) Özlü bir anlatım
E) Yalın bir anlatım
 
40. Bilge Karasu, Türk yazınının yenilikçi ustalarından. Az yazıp seyrek yayımlayan, yazacakları ilgiyle beklenen, yazdıklarıyla yankılar uyandıran bir yazar. İnce eleyip sık
dokuyan bir yazar olduğu için geniş okur yığınlarına ulaşamayan seçkinci bir tutumu olduğu söylenebilir. Bireyin iç sorunlarının çözümlenmesine adanmış bir yazınsal serüveni vardır. Yazınsal teknikleri başarıyla kullanması dahası kendine özgü anlatım biçimleri geliştirmesi onu öykücülüğümüzün usta yazarlarından biri yapmıştır.
Parçada sözü edilen yazarla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Bilge Karasu, son yıllarda öyküleri en fazla okunan bir yazarımızdır.
B) Yapıtlarını sabırsızlıkla bekleyen bir okur kitlesi vardır.
C) Türk öykücülüğünde özgün bir yeri vardır.
D) Onun öykülerinin temel konusu insanların kendileriyle çatışmalarıdır.
E) Her konuyu öykülerine konu etmeyecek kadar seçicidir.
 
CEVAP ANAHTARI
1-C  2-E  3-A  4-B  5-D  6-A  7-B  8-D  9-C  10-A  11-D  12-C  13-E  14-B  15-E  16-A  17-D  18-E  19-E  20-C  21-D  22-A  23-E  24-B  25-A  26-B  27-E  28-B  29-E  30-C  31-C  32-E  33-B  34-D  35-D  36-C  37-D  38-C  39-A  40-A