Öne Çıkanlar

Altın Anahtar

Altın Anahtar

1. Mutsuzların yaygın olduğu bir toplumda, mutlu görünen az insanın da gerçekten mutlu olması düşünülemez. Çünkü sosyal yaşamın birer öğesi olan insanlar, birbirlerinin mutluluk kaynağıdır. Elbette kaynaklardan bazılarının bozulması mutluluk dengesini bozacaktır. Zengin birinin, yoksul komşularına yeterince yardım edememesi onu mutsuzluğa itecektir. Buna rağmen kendisini mutlu görüyorsa aklından zoru vardır veya çevresindekilerden daha mutsuzdur. Akrabasının, dostunun, komşusunun tasasını, kıvancını paylaşmayan kişinin mutlu olması düşünülemez.

Bu parçada aşağıdakilerden, özellikle hangisi üzerinde durulmaktadır?

A) Toplumun mutluluğu için yardımlaşmanın önemi

B) Günümüzde mutlu insanlarla karşılaşmanın zorluğu

C) Bencil insanların, gerçekten mutlu olmasının olanaksız olduğu

D) Çevresindekiler mutlu olmadan insanın mutlu olamayacağı

E) Mutlu insanların çevrelerine de mutluluk aşılayacağı

 

2. Her ulusun dilinde sözlüklere geçmemiş bir sürü güzel sözcük vardır. Anadolu’yu dolaştığınızda, dip bucağı karıştırdığınızda bunların çok orijinal örneklerine rastlarsınız. Benim sık sık “sıçrayarak, atlayarak” yerine kullandığım “hoidurhop” Ordu’da, “vit vit” (çabuk çabuk) Merzifon köylerinde boy gösterir. “Çığlık” anlamındaki “vayvillim” de bana Niğde’nin bir armağanıdır.

Bu parçadan çıkarılabilecek sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir dilin asıl incelikleri konuşma dilinde ortaya çıkar.

B) Yazı dilinde kullanılmadığı halde halkın kullandığı sözcükler vardır.

C) Sözlüklerde ve edebi yapıtlarda yer almayan sözcükler zamanla unutulur.

D) Her yazarın kendine özgü birtakım sözcükleri olmalıdır.

E) Kimi yerel sözcükler, ancak bir yazar tarafından kullanılırsa yaşayabilir.

 

3. Tiyatro, kişinin hayat konusunda görgüsünü genişleten ve derinleştiren kurumlardandır. Seyirci, insanın Çeşitli güdülerle nasıl davrandığını ya da davranabileceğini burada görür, hayatta karşılaşacağı türlü olaylara burada tanık olur. Kişinin yüceliği de bayağılığı da türlü örneklerle burada önüne serilir. Kişiler ve olaylar karşısında hayranlık duyar, nefret duyar; hayatta görülen ya da görülebilecek kişilerle burada tanışır. Böylece başlı başına bir yaşam okulu olan tiyatronun eğiticilik niteliği bu özellikleriyle de ortaya çıkar.

Bu parçada tiyatro ile ilgili vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Kişinin yaşamla ve insanlarla ilgili görgü ve deneyimlerini genişletmesi

B) Yaşamda karşılaşabileceği sorunlara karşı insanı hazırlaması

C) İzleyicilerin, yaşamın güzelliklerini fark etmesini sağlaması

D) Yaşamdaki olayları hiç değiştirmeden yansıtması

E) Eğiticilik rolünün sanatsal rolünün önüne geçmesi

 

4. Bir toplumun ortak ürünlerinin tümü, o toplumun folklorunu oluşturur. Folklor “ulusal” temele dayanır, ama “evrensel” nitelik taşır. Bu , halk yaşayışının her yerde ortak özellikler göstermesinden ötürüdür. Folklor, ayrılıklara değil, benzerliklere önem verir; ortak noktaları saptamaya çalışır. Böylece, başta ulusal basamakta olan folklor, benzerliklerin çokluğu ve ortak noktaların yaygınlığı ile evrenselleşir. Birbirinden çok uzak ülkelerin insanları arasında aynı inançlara, aynı geleneklere rastlanır.

Bu parçadan çıkarılabilecek sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

A) Folklor ürünleri zaman içerisinde değişime uğrayabilir.

B) İnsanların ortak yönlerini konu edinen folklor ürünleri evrensel nitelik taşır.

C) Folklor ürünleri, toplumların yaşayışlarındaki farklılıklara göre değişik adlar alır.

D) Folklor ürünleri, farklı uluslardan insanları birbirine yaklaştırır.

E) Yaşamın içindeki her ayrıntı, folklor ürünlerinin konusunu oluşturur.

 

5. Günümüzün eğitiminde ve okul kitaplarında, insanoğlunun görevi konusu karanlık köşelere atılmıştır. Ama bu, hep böyle değildi. Bir zamanlar onun yol gösterici etkisi sadece okullarda, edebiyatta, hatta macera kitaplarında kendini gösteriyordu. Defoe’nun Robinson Crusoe’su insanca davranışı yansıtan bir kahramandır. Crusoe kendini bu göreve bağlı kalmakla sorumlu sayar. Zorunluluk durumunda bile bir tek insanın feda edilemeyeceğini düşünür. Bu insanca göreve gerçekten bağlıdır; bu yüzden onun macera hikâyesi bütünüyle özel bir karakter kazanır. Bugün, bu türlü eserler arasında Robinson Crusoe’da bulduğum uz her şeyi bulabileceğimiz bir eser var mıdır?

Bu parçaya göre, Robinson Crusoe’nun önemi nereden kaynaklanmaktadır?

A) Çaresiz durumdaki bir kişinin yaşamını işlemesinden

B) Okurlara ilgi çekici gelebilecek ve onları etkileyecek bir konuyu işlemesinden

C) Okurlara zorluklara karşı direnme ruhu aşılamasından

D) Yazılışından yüzyıllar sonra da ilgiyle okunmasından

E) Kişinin yaşamdaki görevini ve yol göstericiliğini konu edinmesinden

 

6. Bir yapıtı okumadan eleştirmek mümkün değildir. Fakat “bir yapıtı ya da kitabı okumak” sözünün anlamı üzerinde anlaşmak gerekir. Bir kitap hakkında fikir edinmek için, mutlaka kitabın her sayfasını okumak şart değildir; birkaç bölüm, hatta birkaç sayfa, bazen bir iki satır… Bütün kitabın değerini anlamamız, sezmemiz için yeterlidir. Eleştirmen kararını vermek için bir yapıtı baştan aşağı okumaya mecbur değildir. Bir bölümünü okumakla o kitabın havasını anlar, bir değer görüyorsa o zaman okur.

Yazarın bu sözleriyle anlatmak istediği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir yapıtın bütünü okunmadan yapılan değerlendirmeler doğru değildir.

B) Bazı yapıtların değerini anlamak için, yapıtı baştan sona okumak gerekmeyebilir.

C) İlgi çekici olmayan bir yapıtı satır satır okumak çok sıkıcı olabilir.

D) Değersiz bir yapıtı baştan sona okumak zaman kaybıdır.

E) Eleştirmenin ayrıntılı biçimde okumadığı bir kitapla ilgili değerlendirmelerinin önemi yoktur.

 

7. Şiirde söyleyiş elbette önemlidir, ama ondan önce şiir yazacak kişinin şiire yetenekli olarak dünyaya gelmesi ve belirli bir birikime sahip olması gerekir. Bu birikim de yaşamın türlü deneyimleri ve edinilen bilgilerin sonucu oluşur. Nitekim hayatın çeşitli gerçekleriyle karşılaşmamış olan bir çocuğun ya da gencin belirli bir olgunlukta şiir yazmasına olanak yoktur. Aynı şekilde belirli bir bilgi düzeyine erişmemiş kimseden de olgun bir şiir beklemek yersiz olur.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir şiirde konu seçimi, en az söyleyiş kadar önemlidir.

B) Dil becerisi gelişmemiş biri, başarılı şiir yazamaz.

C) Başarılı şiirler, yetenek, deneyim ve birikimin ürünü olarak ortaya çıkar.

D) Yalnız usta sanatçılar yaşam deneyimi kazanmış kişilerdir.

E) Yaşam deneyimi, bir şair için her zaman en önemli kaynaktır.

 

8. Zaman içerisinde doğa değişir, fakat edebiyat eseri değişmez. Eğer yazarı sonradan birtakım değişikliklere gitmemişse eser olduğu gibi kalır. Öyleyse eser değişmediğine göre, eleştirmenin ona ilişkin yargılarının da değişmemesi gerekir. Eleştirmen, ancak eksiklerini tamamlamak, yanlışlarını düzeltmek amacıyla bazı değiştirmeler yapabilir. Ama bunun dışında kalan, esere bağlı olmayan, duygusal etkenlerden kaynaklanan gerekçesiz değiştirmeler eleştirmeni tutarsızlığa, çelişkiye, yanılgıya götürür.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Gerçek sanat yapıtlarının değeri zaman içerisinde daha iyi anlaşılır.

B) Gerçek eleştirmen değerlendirmelerine duygularını katmayan kişidir.

C) Eleştirmenin, bir yapıt hakkında zaman içerisinde birbirine aykırı değerlendirmelerde bulunması doğru değildir.

D) Bir yapıt hakkında farklı değerlendirmelerin ortaya çıkması, o yapıtın anlaşılmadığının göstergesidir.

E) Büyük sanatçıların yapıtları, çoğu zaman hak ettiği ilgiyi görmemiştir.

 

9. Şiirle ilgili, şairler arasında dolaşan birtakım düşünceler var. Örneğin bir deyiş güzelliğidir tutturmuş gidiyoruz. Elimize bir şiir geçince iyi söylenmiş ya da iyi söylenmemiş deyip işin içinden çıkıyoruz. Kendimiz şiir yazıyorsak sadece güzel deyişe özeniyoruz. Peki nedir deyiş güzelliği? Kimine göre halk ağzından kulağa hoş gelen deyimler, sözler aktarmak, allı pullu kelimeleri yan yana dizmektir. Kimine göre de Türkçeyi ustaca kullanmak, kimine göre de şairin yıllar süren gayreti sonunda elde ettiği sözle anlatılmaz bir hüner. Deyişe bazen istif de deniyor. Deyiş kelimeleri istif etmek hüneridir.

Bu parçadan çıkarılabilecek sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

A) Güzellik anlayışı, toplumlara göre farklılık kazanır.

B) Sanatçının söyleyiş güzelliğine ulaşmasında söz dağarcığı etkilidir,

C) Her çağın kendine göre şiirde güzellik anlayışı vardır.

D) Deyiş güzelliği sözü ile ne anlatılmak istendiği açık değildir.

E) Kendi anlatımını oluşturmak isteyen sanatçı, anadilini iyi kullanmak zorundadır.

 

10. Çocukluğumda, İstanbul bir manolya ülkesiydi. Dedemlere gittiğimizde, Kurbağalıdere’ye inerken, koskocaman bir manolya ağacı, dokunur dokunmaz lekelenen, ham ipek beyazı çiçekleriyle bizi bütün yaz kucaklardı. Bostancı’ya kadar yol boyunca, geçmiş zaman köşklerinin bahçelerinde ille bir manolya ağacı vardı. Sonra Boğaziçi yalılarının bahçelerinde de… Onları uzaktan görmek bile rüya gibi bir şeydi.

Bu parçada, yazarın vurgulamak istediği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Manolyaların İstanbul’a güzellik kattığı

B) Çocukluk yıllarında İstanbul’da pek çok manolya ağacı olduğu

C) Manolyaların özellikle yaz mevsiminde çok etkileyici olduğu

D) İstanbul’un eskiden yeşil ve doğa ile barışık bir kent olduğu

E) Doğa ile iç içe yaşayan insanların yaşama daha sıkı bağlandığı

 

11. Ben de başkaları gibi anılarımı yazıyorum. Ama ben, ille de “gerçek budur” diye tutturmuyorum. Kimse de tutturamaz zaten! Bellek garip bir nesnedir. Altı vardır, üstü vardır; istediğini tutar saklar, istemediğini bir yerlere gizler. Kimi zaman da kişi kendine bir geçmiş yaratır; olmadık şeylerle, olaylarla dolu bir zaman parçası… Yaşamadığını yaşanmış sayar. Bunu bilinçli yapmaz da, zamanın perdesi arkasında kalanları kendine mal ederek gerçekleştirir.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Anılarını yazmak isteyen kişi, önce onları doğrulatmalıdır.

B) Yaşadığı ortamdan bunalan insan, çareyi anılarına sığınmakta bulur.

C) İnsan, geçmişte yaşadığı olayları hafızasında değiştirerek hatırlar.

D) İnsan, yaşlanınca hafızası zayıflar olayları birbirine karıştırır.

E) Yaşadıklarını değiştirerek anlatan sanatçı inandırıcılığını yitirir.

 

12. Kendimizi çok önemseriz, ama beğenmeyiz. Bir düğün dernek olur, fotoğrafçı fotoğrafımızı çeker; bir süre sonra basar getirir. Fotoğrafımızı elimize alınca genel tavrımız şudur: Yalnızca ortada gözüken kendimize bakarız, ama onu da beğenmeyiz. “Ay ne kötü çıkmışım.” ya da “Uf ne biçim bakmışım.” deriz. Bu tavrımız kendimizi kabullenmemekten kaynaklanıyor. Kendimizi kabullendiğimizde kendimizle barışık olduğumuzda, fotoğraflarımıza daha rahat bakabileceğiz.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Karşılaşılan güçlükler, kişinin yaşama olumsuz bakmasına neden olur.

B) Kendini olduğu gibi kabullenebilen kişi yaşamla barışık yaşar.

C) Yaşamının son günlerinde olsa bile her insanın ulaşmak istediği bir hedef vardır.

D) Kendini beğenmeyen insan, ne çevresiyle uyum içinde olur ne de yaşamdan tat alır.

E) İnsanın başarılı olabilmesi için her şeyden önce kendi durumunu kabullenmesi gerekir.

 

13. Edebiyatımızda bir eleştiri geleneği, ne yazık ki, oluşmadı. Ustaların çoğu izlenimci eleştiriyi tercih ettikleri için, yani “ben beğendim, oldu; beğenmedim, olmadı” tavrını benimsedikleri için bizde eleştiri gelenekleşmede Genç eleştirmenler de kendi yöntemlerini kendileri; belirlemek zorunda kaldılar. Bir yöntem oluşmadı. Önceki kuşak eleştirmenlerin büyük çoğunluğunun filologlardan olması bir yöntem eksikliğinin kanıtıdır.

Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Edebiyatımızda eleştiri adı altındaki değerlendirmelerin nesnellikten uzak olduğu

B) Edebiyatımızda kuralları belirlenmiş bir eleştiri sisteminin olmadığı

C) Eleştirilerin tarafsız olmasının önemi

D) Türk edebiyatında eleştiri ile daha çok dilcilerin ilgilendiği

E) Usta eleştirmenlerin gençlerin yetişmesine yardımcı olmadığı

 

14. Gelelim önemimin gerçek yanına… “Bırak, onu da başkaları söylesin.” diyeceksiniz. Doğru, bir kişinin değerini başkaları daha iyi ölçer. Kendisi büyültür gözünde; yapamadıklarını, başaramadıklarını da olmuş bitmiş sanır. Küçülttüğü de olur, ulaşmak istediğine ulaşamamıştır; bunu anlar da büsbütün sarsılır kendine güveni, ortaya koyabildiklerini de görmez olur. Boşuna yaşamış sayar kendini. Bilirim bunları.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Her insan, başkalarının kendisini övmesinden hoşlanır.

B) İnsan kendisinin gerçek değerini ortaya koyamaz.

C) Kendisine bir hedef belirleyen kişi kimseden etkilenmez.

D) İlkeleri olmayan kişi herkesin eleştirisinden etkilenir.

E) Kendisine güvenen kişinin başaramayacağı iş yoktur.

 

CEVAP ANAHTARI

1-D  2-B  3-A  4-B  5-E  6-B  7-C  8-C  9-D  10-B  11-C  12-B  13-B  14-B